Aslına bakılırsa yazmamalıydım; ama bu boşluk duygusu yazmaya itti beni...
Öyle bir boşluk ki... Yabancı, uzak, çekilmez ve geri dönüşü olmayan...
Ama yazmamalıydım; yazmak kendine itiraf etmek demek her şeyi...
Oysa ben kendimi kendime gizliyorum.
Yazmamalıydım... Hayır, yanıldınız, bu bir kaçış değil. Kimseden kaçmıyorum, her şey ortada, gözünüzün önünde duruyor. Göremeyen sizsiniz.
Gördüklerinizi görmek istediklerinize çeviren de...
Yazmamalıydım... Nasıl olsa kimse anlamadı...Onlar dünya adını verdikleri, nedense dönüp duran bir gezegende yaşıyorlar; bense bir şiirde... Belki bu kadar anlaşılmaz ve gizemli olan buydu; beni gizemli ama bütünüyle kafadan kontak yapan şey... Evet... Bu olmalı...
Yazmamalıydım... Ben sadece yaşamalıydım... Oysa beni arza bağlayanın yaratmak ihtiyacı olduğunu düşünürdüm... Eskiden... Dünya mı kaldı? Ben mi kaldım? Peki ya şiir? O da yarım kaldı haliyle...
Yazmamalıydım... Yazınca yokluğumu fark ettim... Gidişim gizli kalmalıydı... Şimdi kelimeleri morga kaldıracaklar, şiire otopsi yapacaklar, acımadan...
Yazmamalıydım... Adımız hiç duyulmamalıydı... Ama şiir devam etmeli...
Cuma, Ekim 26, 2007
Çarşamba, Temmuz 18, 2007
YORUMSUZ...
AYRILIK SEVDAYA DAHİL
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ
Açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın
En görkemli saatinde yıldız alacasının
Gizli bir yılan gibi yuvarlanmış içimde kader
Uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın
Rüzgar uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
Mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan
Onu çok arıyorum onu çok arıyorum
Heryerimde vücudumun ağır yanık sızıları
Bir yerlere yıldırım düşüyorum
Ayrılığımızı hisettiğim an demirler eriyor hırsımdan
Ay ışığına batmış karabiber ağaçları gümüş tozu
Gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar yaseminler unutulmuş
Tedirgin gülümser
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil çünkü ayrılanlar hala sevgili
Hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte herşey onunla ilgili
Telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
Gittikçe genişliyen yakılmış ot kokusu
Yıldızlar inanılmıyacak bir irilikte
Yansımalar tutmuş bütün sahili
Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılıklar da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hala sevgili
Yanlızlık hızla alçalan bulutlar karanlık bir ağırlık
Hava ağır toprak ağır yaprak ağır
Su tozları yağıyor üstümüze
Özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
Eflatuna çalar puslu lacivert bir sis kuşattı ormanı
Karanlık çöktü denize
Yanlızlık çakmak taşı gibi sert elmas gibi keskin
Ne yanına dönsen bir yerin kesilir fena kan kaybedersin
Kapını bir çalan olmadı mı hele elini bir tutan
Bilekleri bembeyaz kuğu boynu parmakları uzun ve ince
Sımsıcak bakışları suç ortağı kaçamak gülüşleri gizlice
Yalnızların en büyük sorunu tek başına özgürlük ne işe yarayacak
Bir türlü çözemedikleri bu ölü bir gezegenin soğuk tenhalığına
Benzemesin diye özgürlük mutlaka paylaşılacak suç ortağı bir sevgiliyle
Sanmıştık ki ikimiz yeryüzünde ancak birbirimiz için varız
İkimiz sanmıştık ki tek kişilik bir yalnızlığa bile rahatça sığarız
Hiç yanılmamışız her an düşüp düşüp kristal bir bardak gibi
Tuz parça kırılsak da hala içimizde o yanardağ ağzı
Hala kıpkızıl gülümseyen sanki ateşten bir tebessüm zehir zemberek AŞKIMIZ
Pazartesi, Haziran 25, 2007
KAZIM KOYUNCU ANISINA...
İşte gidiyorum
Birşey demeden
Arkamı dönmeden
Şikayet etmeden
Hiçbir şey almadan
Bir şey vermeden
Yol ayrılmış, görmeden gidiyorum
Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır her bir adımda
Ayak izim kalmadan gidiyorum
Gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
Gönülkuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işığımız sönmeden gidiyorum
KAZIM KOYUNCU'YU SAYGIYLA ANIYORUZ…
Birşey demeden
Arkamı dönmeden
Şikayet etmeden
Hiçbir şey almadan
Bir şey vermeden
Yol ayrılmış, görmeden gidiyorum
Ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
Yürüyorum sanki senin yanında
Sesin uzaklaşır her bir adımda
Ayak izim kalmadan gidiyorum
Gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
Gönülkuşu şarkıdan yorulmadı
Bana kimse sen gibi sarılmadı
Işığımız sönmeden gidiyorum
KAZIM KOYUNCU'YU SAYGIYLA ANIYORUZ…
Çarşamba, Haziran 13, 2007
ÇOCUKLUK... ÇOCUKLUĞUMUN ŞİİRİ...
Çocukluk
Affan dedeye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var ne de adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!
Cahit Sıtkı Tarancı
Affan dedeye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var ne de adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.
Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!
Cahit Sıtkı Tarancı
Cumartesi, Mayıs 26, 2007
YİTİKÇİ (DİLBİLİMDEN KALIRSAM SEBEBİ BU ŞİİRDİR ARKADAŞLAR!!!)
YİTİKÇİ
Hadi git azıcık İstanbul iste
Kosunlar o denizi bir çanağa
Bir çıkına elesinler o günlerimi
O yazdan Üsküdar'dan ne kaldıysa Elif'ten
Doldur ceplerine
Onlarda yoksa komşularında vardır
Tanırlar sevinirler
Beni bay Metin gönderdi de.
METİN ELOĞLU
Hadi git azıcık İstanbul iste
Kosunlar o denizi bir çanağa
Bir çıkına elesinler o günlerimi
O yazdan Üsküdar'dan ne kaldıysa Elif'ten
Doldur ceplerine
Onlarda yoksa komşularında vardır
Tanırlar sevinirler
Beni bay Metin gönderdi de.
METİN ELOĞLU
Pazar, Mayıs 13, 2007
TİKTAK
TİK TAK
Ne kadar aradıysam
suyunda bulamadım tak'ları
zaman denilen kuyunun
yüzümde bu yüzden
yalnızca tik'lerini taşırım
çocukluğumun
Yarısını tuttum
çocuk doktoru
olmamı isteyen anneme
hasta yatağında verdiğim sözün
doktor olamadım ama
çocuk kaldım
İki çocuk
rahatlıkla oturduğumuz
kapının eşiğine
kendi başıma zor sığıyorum bugün
büyüdükçe insan
yalnız mı kalıyor ne ?
SUNAY AKIN
Ne kadar aradıysam
suyunda bulamadım tak'ları
zaman denilen kuyunun
yüzümde bu yüzden
yalnızca tik'lerini taşırım
çocukluğumun
Yarısını tuttum
çocuk doktoru
olmamı isteyen anneme
hasta yatağında verdiğim sözün
doktor olamadım ama
çocuk kaldım
İki çocuk
rahatlıkla oturduğumuz
kapının eşiğine
kendi başıma zor sığıyorum bugün
büyüdükçe insan
yalnız mı kalıyor ne ?
SUNAY AKIN
Pazartesi, Nisan 30, 2007
SONUNDA.... BENİM ŞİİRLERİM!!!
ARAYIŞ
Dün gece yine sokaklarda şiir aradın,
Belliydi, yaralıydın,
Usul usul seni izledim ben de,
Fark etmedin, dalgındın.
Islık çalmaktan korkar olmuştun,
Gülmeyi zaten çoktan unuttun,
Gözlerinde yaşlar vardı
-kimsenin göremediği-
O akşam hiç olmadığın kadar çocuktun…
Gölgeler arasında koşup durdun,
Bilmediğin caddelerde kayboldun,
Sönmeye yüz tutmuş sigaranın ışığında
İlk defa bu kadar buruktun…
Pes ettin, şehrin bütün ışıklarını ardında bıraktığında,
Sendeledin bir gölün sessiz kıyıcığında,
Sükûtu dinledin toprağın kucağında,
Yok oldun sonsuz fırtınanın girdabında,
Dün gece yine sokaklarda şiir aradın…
IŞIL AYDIN
ÇOCUKLUĞUMUN PEŞİNDEYİM
Küçükken dedemin kucağında gezdiğim caddelerden,
Tek başıma geçiyorum şimdilerde.
Sokaklar aynı, yollar rutin,
Bir tek insanlar yaşlanmış, bir de resmim…
Şu gülen çocuk ben miyim?
Büyüdükçe yitip gidiyor saflığı insanın…
Ne dedem var elimden tutan
Ne de ben eski benim…
Bomboş duvarlar bile haykırıyor yalnızlığımı
Ve diğer kaybolanlar, anılarım…
Sevdiklerim yok yanımda,
Masallarsa yalanmış,
Kırık bir bebek var kucağımda
Bir de albüm sararmış…
Yeniden döner miyim o günlere, yazık…
Renkler sarmıyor etrafımı artık,
Parlamıyor gözlerim, nerede çocuk yüreğim,
İşi gücü bıraktım, çocukluğumun peşimdeyim.
IŞIL AYDIN
MONOLOG
Geriye ne kalır bilir misin hayallerden;
Ağlamaklı ben, dalgın sen,
Bir de silik bir resimde mağlup gülümseyen o, ben ve sen…
İlk zamanlar her olay bir öyküyü,
Her öykü bir şarkıyı
Ve her şarkı neşeli bir günbatımını izlerdi,
-Kuşlar göçerken-
Şimdiyse her olay bir kavgayı,
Her kavga bir yalanı
Ve her yalan dumanı izliyor,
-Viraneyi gizleyen-
Geriye ne kalır bilir misin hayallerden,
Ne o ne sen ne de ben,
Bir tek bir şiirde yaşayan o,ben ve sen…
-Zaman akarken-
Günler geçer, fotograflar eskir, şiirler unutulur
Ve hayaller karşımdaki çekmecede rehin durur.
Geriye ne kalır öğrendik hayallerden,
Aynalara akseden yorgun o, ben ve sen…
-Hayat biterken-
IŞIL AYDIN
N…
Ben seni neden sevdim bilmiyorum,
Hiçbir zaman düşlediğim gibi olamadık sen ve ben,
Flütle hep ayrı notaları çaldık,
Islıkla hep başka şarkıları…
Yan yana yürürken hiç uymadı adımlarımız.
Ben seni nasıl sevdim bilmiyorum,
Belki de aynı heceyle başlıyordu soyadlarımız,
İkimizde alay ediyorduk ciddi şeylerle
“Ve yapamıyorduk aşkın tarifini”
Soruldukça bir yolunu bulup kaçıyorduk.
Ben seni nerede sevdim bilmiyorum,
Serin akşamüstleri kumsalda karşılaşıyorduk,
Bir ucunda sen, bir kuytuda ben,
Kumdan kaleler yapıp bozuyorduk,
Selamlaşmıyorduk.
Ben seni ne zaman sevdim bilmiyorum,
Sessiz gecelerde bir hayali paylaşıyorduk,
Çocukça sevdaları yıldızlara anlatıyorduk,
Biraz korkak, biraz hüzünlü, biraz sıcak;
Bir sırrı saklayıp, sorgulamıyorduk.
Ben seni neden sevdim bilmiyorum,
Hiçbir zaman düşlediğim gibi olamadık sen ve ben,
Hep söylenemeyende karşılaştık.
Ne sen ne de ben masallara inanacak yaştaydık,
Kim bilir belki bu yüzden oturduk bir masal yazdık…
Bir masalda yaşadık.
Gerçek değildi hikayemiz,
Ama sevdim, biliyorum.
IŞIL AYDIN
ÖLMÜŞ GİBİ
Bir zamanlar öyle çocuktu ki…
Ruhuna inanırdı.
Şimdiyse tanınmazdı.
Tanımlanamazdı.
Adeta;
Ölmüş gibiydi,
Yüreğini bu şehre gömmüş gibiydi…
Gözyaşları kırkikindi parçaladı kaldırımları
ve yalnızlığı şehre dalga dalga yayıldı…
Yılların kararttığı gözlerinde suskunluğun pırıltıları,
Örseledi anılarını
Kumdan kalelerini hapsetti bir saate
ve zamanın avuçlarından kayışını seyretti tane tane.
Ellerinde darmadağın kırgınlıkları,
Sesinde sessizliğin hüzün tınısı,
Ölmüş gibiydi,
Yüreğinin sesleri susmuş gibiydi.
Ne istediğini bulmak için çok geçti zaman
ve geçti yolunu aydınlatan ışıklara bakmadan,
Ölmüş gibiydi, yüreğinin ışığı sönmüş gibiydi.
Gözlerindeki yıldız tarlasına dokundu bir lahza ve kuruldu
Susmuş gezegeninin ona susamış tahtına,
Gitmiş gibiydi,
Yüreğiyle şehri silmiş gibiydi.
Kimseler görmedi ben gördüm!
Ruhuna inanırdı.
Şimdiyse anlamsızdı.
Anlamlanamazdı.
IŞIL AYDIN
RİA
Ria,
Sen yağmurun kızısın,
Üzerine kırkikindi kokusu sinmiş,
Savruldukça dağlıyorsun içimi,
Beni ateşe atma…
Ria,
Yağmur yürekli,
Gözlerine yeşil yansır kardelenler.
Beni ateşe atma…
Ria,
Yaşımız büyüdükçe küçülttük mutlulukları,
Bense sana bütün büyüklüğümce biriktirdiğim
Bir cep dolusu mutluluk getirdim.
Tut ellerimi,
Beni ateşe atma...
Ria,
Toprağın tek sevgilisi
Ay söndü gözlerinde
Beni ateşe atma…
Ria,
Gözlerinde sis buğusu
Mavi gökyüzünde yıldız tarlası,
Söndürme ışığımı,
Beni ateşe atma…
Ria,
Derin bekleyişlerin çocuğu,
Yoğun özlemlerimin en dem yeri
Susma,
Beni ateşe atma…
Ria,
Bütün kurak mevsimler
Seni seyreder yok olup giderken,
Damla damla düşerken,
Durma,
Beni ateşe atma…
Ria,
Gökkonuşlu
Sen bütün serzenişlerin coştuğu yersin
Ve bütün seslenişlerin boşluğa düştüğü
Dinle,
Beni ateşe atma…
Ria,
Yarım kalmış yalnızlığım,
Son susuzluğumun ilk zerresi,
Damla,
Beni ateşe atma…
Ria,
Gölgende git gide yitiyor yaz;
Oysa sen kayıp geçmişimin tek habercisiydin,
Yapma,
Beni ateşe atma…
Ria,
Bitmemiş şiirim,
Sözlerimin uzak yankısı, içbenim,
Onlar yoktu, sen vardın,
Çınla,
Beni ateşe atma…
Ria,
Her şeyin bir vakti vardı
Ve sen vakitsizliklerin tanrıçasıydın,
Akma,
Beni ateşe atma.
Ria,
Gitmelerin ölüm bana
Tut ellerimi,
Yeşil yansır kardelenler,
Bütün büyüklüğümce biriktirdiğim, ay söndü
Sis buğusu, söndürme ışığımı
Susma, durma, dinle, damla, yapma, çınla, akma...
Ölüyorum,
Ria,
Gitme...
Beni ateşe atma.
IŞIL AYDIN
SENDEN SONRA
Senden sonra sahile vurmuş bir balığa döndüm ben,
Çırpınan ve etrafını kocaman gözlerle izleyen…
Anılarla avunulmuyormuş, daha iyi anlıyorum şimdi gözyaşlarını,
Uzaklara bakıp düşünürken…
Fark ediyor musun?
Devrik cümleler kurmaya alışıyorum gitgide,
Senden sonra ne kadar kırık dökük olduğumu görmek için
Belki de…
Senden sonra,
Her cümlemin sonunda üç nokta,
Söylenmiş ama aslında bitmemiş onca şey için…
Gözlerim doluyor, kaçıyorum kalabalıktan
İki kaçak bir boşlukta karşılaşırız diye,
Önceleri…
Tiyatro sahnesine çevirdim hayatımı,
Bir de oyun yazdım -müthiş tutulan-
“Monolog”
En ön sıradaki boş koltuğa bakıp duruyorum
Gelmemişsin bu gece de…
Senden sonra,
Yarıda kesip çekip gidiyorum.
Umutsuz…
Ağlayamadım senden sonra.
Sen ağlayanları sevmezdin çünkü.
Seni ağlarken görünce ben de fark ettim ağlayanları sevmediğimi
En çok da kendimden nefret ettim,
Galiba…
Renklerini sonbahar/d/a rehin bırakmış bir kelebeğim artık
Kanatlarım hep sen olmuştun,
Kırıldı…
Senden sonra…
Sen bir devri kapattın bende,
Adı “sen”…
Artık gökkuşağının renkleriyle değil, gölgelerle yaşıyorum
Ben…
Batmaya niyeti yok güneşin sanki,
Oysa ben, ölüyorum!
Senden sonra…
Ömrüm kaç mevsim bıraktı geride,
Gönlüm iklim değiştirmede…
Artık,
Son baharım…
Senden sonra…
Unutulmak mevsimindeyim
Ve alışmak…
“İçimde bir hüzün” diye başlıyordu şiir,
O hüzün sendin,
Alamadım kendimi kapılmaktan,
Senden sonra ben ilk kez bu kadar…
Senden sonra adımdır hüzün.
IŞIL AYDIN
Dün gece yine sokaklarda şiir aradın,
Belliydi, yaralıydın,
Usul usul seni izledim ben de,
Fark etmedin, dalgındın.
Islık çalmaktan korkar olmuştun,
Gülmeyi zaten çoktan unuttun,
Gözlerinde yaşlar vardı
-kimsenin göremediği-
O akşam hiç olmadığın kadar çocuktun…
Gölgeler arasında koşup durdun,
Bilmediğin caddelerde kayboldun,
Sönmeye yüz tutmuş sigaranın ışığında
İlk defa bu kadar buruktun…
Pes ettin, şehrin bütün ışıklarını ardında bıraktığında,
Sendeledin bir gölün sessiz kıyıcığında,
Sükûtu dinledin toprağın kucağında,
Yok oldun sonsuz fırtınanın girdabında,
Dün gece yine sokaklarda şiir aradın…
IŞIL AYDIN
ÇOCUKLUĞUMUN PEŞİNDEYİM
Küçükken dedemin kucağında gezdiğim caddelerden,
Tek başıma geçiyorum şimdilerde.
Sokaklar aynı, yollar rutin,
Bir tek insanlar yaşlanmış, bir de resmim…
Şu gülen çocuk ben miyim?
Büyüdükçe yitip gidiyor saflığı insanın…
Ne dedem var elimden tutan
Ne de ben eski benim…
Bomboş duvarlar bile haykırıyor yalnızlığımı
Ve diğer kaybolanlar, anılarım…
Sevdiklerim yok yanımda,
Masallarsa yalanmış,
Kırık bir bebek var kucağımda
Bir de albüm sararmış…
Yeniden döner miyim o günlere, yazık…
Renkler sarmıyor etrafımı artık,
Parlamıyor gözlerim, nerede çocuk yüreğim,
İşi gücü bıraktım, çocukluğumun peşimdeyim.
IŞIL AYDIN
MONOLOG
Geriye ne kalır bilir misin hayallerden;
Ağlamaklı ben, dalgın sen,
Bir de silik bir resimde mağlup gülümseyen o, ben ve sen…
İlk zamanlar her olay bir öyküyü,
Her öykü bir şarkıyı
Ve her şarkı neşeli bir günbatımını izlerdi,
-Kuşlar göçerken-
Şimdiyse her olay bir kavgayı,
Her kavga bir yalanı
Ve her yalan dumanı izliyor,
-Viraneyi gizleyen-
Geriye ne kalır bilir misin hayallerden,
Ne o ne sen ne de ben,
Bir tek bir şiirde yaşayan o,ben ve sen…
-Zaman akarken-
Günler geçer, fotograflar eskir, şiirler unutulur
Ve hayaller karşımdaki çekmecede rehin durur.
Geriye ne kalır öğrendik hayallerden,
Aynalara akseden yorgun o, ben ve sen…
-Hayat biterken-
IŞIL AYDIN
N…
Ben seni neden sevdim bilmiyorum,
Hiçbir zaman düşlediğim gibi olamadık sen ve ben,
Flütle hep ayrı notaları çaldık,
Islıkla hep başka şarkıları…
Yan yana yürürken hiç uymadı adımlarımız.
Ben seni nasıl sevdim bilmiyorum,
Belki de aynı heceyle başlıyordu soyadlarımız,
İkimizde alay ediyorduk ciddi şeylerle
“Ve yapamıyorduk aşkın tarifini”
Soruldukça bir yolunu bulup kaçıyorduk.
Ben seni nerede sevdim bilmiyorum,
Serin akşamüstleri kumsalda karşılaşıyorduk,
Bir ucunda sen, bir kuytuda ben,
Kumdan kaleler yapıp bozuyorduk,
Selamlaşmıyorduk.
Ben seni ne zaman sevdim bilmiyorum,
Sessiz gecelerde bir hayali paylaşıyorduk,
Çocukça sevdaları yıldızlara anlatıyorduk,
Biraz korkak, biraz hüzünlü, biraz sıcak;
Bir sırrı saklayıp, sorgulamıyorduk.
Ben seni neden sevdim bilmiyorum,
Hiçbir zaman düşlediğim gibi olamadık sen ve ben,
Hep söylenemeyende karşılaştık.
Ne sen ne de ben masallara inanacak yaştaydık,
Kim bilir belki bu yüzden oturduk bir masal yazdık…
Bir masalda yaşadık.
Gerçek değildi hikayemiz,
Ama sevdim, biliyorum.
IŞIL AYDIN
ÖLMÜŞ GİBİ
Bir zamanlar öyle çocuktu ki…
Ruhuna inanırdı.
Şimdiyse tanınmazdı.
Tanımlanamazdı.
Adeta;
Ölmüş gibiydi,
Yüreğini bu şehre gömmüş gibiydi…
Gözyaşları kırkikindi parçaladı kaldırımları
ve yalnızlığı şehre dalga dalga yayıldı…
Yılların kararttığı gözlerinde suskunluğun pırıltıları,
Örseledi anılarını
Kumdan kalelerini hapsetti bir saate
ve zamanın avuçlarından kayışını seyretti tane tane.
Ellerinde darmadağın kırgınlıkları,
Sesinde sessizliğin hüzün tınısı,
Ölmüş gibiydi,
Yüreğinin sesleri susmuş gibiydi.
Ne istediğini bulmak için çok geçti zaman
ve geçti yolunu aydınlatan ışıklara bakmadan,
Ölmüş gibiydi, yüreğinin ışığı sönmüş gibiydi.
Gözlerindeki yıldız tarlasına dokundu bir lahza ve kuruldu
Susmuş gezegeninin ona susamış tahtına,
Gitmiş gibiydi,
Yüreğiyle şehri silmiş gibiydi.
Kimseler görmedi ben gördüm!
Ruhuna inanırdı.
Şimdiyse anlamsızdı.
Anlamlanamazdı.
IŞIL AYDIN
RİA
Ria,
Sen yağmurun kızısın,
Üzerine kırkikindi kokusu sinmiş,
Savruldukça dağlıyorsun içimi,
Beni ateşe atma…
Ria,
Yağmur yürekli,
Gözlerine yeşil yansır kardelenler.
Beni ateşe atma…
Ria,
Yaşımız büyüdükçe küçülttük mutlulukları,
Bense sana bütün büyüklüğümce biriktirdiğim
Bir cep dolusu mutluluk getirdim.
Tut ellerimi,
Beni ateşe atma...
Ria,
Toprağın tek sevgilisi
Ay söndü gözlerinde
Beni ateşe atma…
Ria,
Gözlerinde sis buğusu
Mavi gökyüzünde yıldız tarlası,
Söndürme ışığımı,
Beni ateşe atma…
Ria,
Derin bekleyişlerin çocuğu,
Yoğun özlemlerimin en dem yeri
Susma,
Beni ateşe atma…
Ria,
Bütün kurak mevsimler
Seni seyreder yok olup giderken,
Damla damla düşerken,
Durma,
Beni ateşe atma…
Ria,
Gökkonuşlu
Sen bütün serzenişlerin coştuğu yersin
Ve bütün seslenişlerin boşluğa düştüğü
Dinle,
Beni ateşe atma…
Ria,
Yarım kalmış yalnızlığım,
Son susuzluğumun ilk zerresi,
Damla,
Beni ateşe atma…
Ria,
Gölgende git gide yitiyor yaz;
Oysa sen kayıp geçmişimin tek habercisiydin,
Yapma,
Beni ateşe atma…
Ria,
Bitmemiş şiirim,
Sözlerimin uzak yankısı, içbenim,
Onlar yoktu, sen vardın,
Çınla,
Beni ateşe atma…
Ria,
Her şeyin bir vakti vardı
Ve sen vakitsizliklerin tanrıçasıydın,
Akma,
Beni ateşe atma.
Ria,
Gitmelerin ölüm bana
Tut ellerimi,
Yeşil yansır kardelenler,
Bütün büyüklüğümce biriktirdiğim, ay söndü
Sis buğusu, söndürme ışığımı
Susma, durma, dinle, damla, yapma, çınla, akma...
Ölüyorum,
Ria,
Gitme...
Beni ateşe atma.
IŞIL AYDIN
SENDEN SONRA
Senden sonra sahile vurmuş bir balığa döndüm ben,
Çırpınan ve etrafını kocaman gözlerle izleyen…
Anılarla avunulmuyormuş, daha iyi anlıyorum şimdi gözyaşlarını,
Uzaklara bakıp düşünürken…
Fark ediyor musun?
Devrik cümleler kurmaya alışıyorum gitgide,
Senden sonra ne kadar kırık dökük olduğumu görmek için
Belki de…
Senden sonra,
Her cümlemin sonunda üç nokta,
Söylenmiş ama aslında bitmemiş onca şey için…
Gözlerim doluyor, kaçıyorum kalabalıktan
İki kaçak bir boşlukta karşılaşırız diye,
Önceleri…
Tiyatro sahnesine çevirdim hayatımı,
Bir de oyun yazdım -müthiş tutulan-
“Monolog”
En ön sıradaki boş koltuğa bakıp duruyorum
Gelmemişsin bu gece de…
Senden sonra,
Yarıda kesip çekip gidiyorum.
Umutsuz…
Ağlayamadım senden sonra.
Sen ağlayanları sevmezdin çünkü.
Seni ağlarken görünce ben de fark ettim ağlayanları sevmediğimi
En çok da kendimden nefret ettim,
Galiba…
Renklerini sonbahar/d/a rehin bırakmış bir kelebeğim artık
Kanatlarım hep sen olmuştun,
Kırıldı…
Senden sonra…
Sen bir devri kapattın bende,
Adı “sen”…
Artık gökkuşağının renkleriyle değil, gölgelerle yaşıyorum
Ben…
Batmaya niyeti yok güneşin sanki,
Oysa ben, ölüyorum!
Senden sonra…
Ömrüm kaç mevsim bıraktı geride,
Gönlüm iklim değiştirmede…
Artık,
Son baharım…
Senden sonra…
Unutulmak mevsimindeyim
Ve alışmak…
“İçimde bir hüzün” diye başlıyordu şiir,
O hüzün sendin,
Alamadım kendimi kapılmaktan,
Senden sonra ben ilk kez bu kadar…
Senden sonra adımdır hüzün.
IŞIL AYDIN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

